Cybermagonline

Yapay zeka dost mu düşman mı?

Dijital düşünür ve yazar Kevin Kelly, 2016’ nın Haziran ayında yaptığı Tedtalk konuşmasında birçok kişinin düşüncesinin aksine yapay zekanın insanları işsiz bırakmayacağını; tam tersine insanlar ve yapay zekanın bir arada var olabileceğini anlattı.

Teknoloji Nereye Gidiyor?

Teknoloji geliştikçe bize getirdiği olanaklara şaşırıyoruz. Ama Kelly’ye göre teknolojik gelişmelerin çok tahmin edilebilir yönleri var. Çünkü teknolojik sistemlerin pek çoğu kimya ve fizik kurallarından gelen eğilim ve aciliyetlere sahipler.

Kelly, bu eğilim ve aciliyetleri yerçekimine benzetip şöyle devam ediyor: Bir yağmur damlasının vadiden aşağı doğru nereye gittiğini göremezsiniz; ama kaçınılmaz olan yolunun kesinlikle aşağıya doğru olduğudur. Yani telefonun veya internetin icadı kaçınılmazdı; ama iPhone ya da Twitter’ın değildi.

Günümüzün Eğilimi: Akıllılaştırma

Bu eğilimler günümüzde Kelly’nin deyimiyle bir “cognification” yani akılılaştırmaya doğru gidiyor; başka bir deyişle, yapay zeka önümüzdeki 20 yılın en ilham verici gelişmesi olma yolunda. Zaten hali hazırda sahip olduğumuz yapay zeka teknolojisi giderek daha da gelişiyor ve eskiden video oyunlarında rakip olduğumuz bilgisayar oyunu nasıl oynayacağını iyi biliyor.

Kelly’ye göre bu teknolojik trendi ve yapay zekayı daha iyi anlamak için üç farklı boyut var. Öncelikle insan zekası zeka kavramını anlama konusunda yeterli değil. Zekayı tek boyutta düşündüğümüzü söyleyen Kelly, zekanın aslında farklı notaların karışımından oluşan bir senfoni olarak tanımlıyor ve ekliyor: her nota bizim bilişselliğimizde farklı bir enstruman çalıyor.

Duygusal zeka, çıkarımsal mantık ve daha pek çok farklı zekalara sahip olduğumuzu ve bu bölümlerin her birinin güçlü yönlerinin farklı olduğunu savunan Kelly, makineleri de aynı şekilde tasarladığımızı söylüyor. Makinelerin çoğu bazı bölümlerde bizden çok daha ilerideyken, bazı alanlarda bize yaklaşamıyorlar; çünkü buna ihtiyaçları yok. Aslında uzun zamandır hesap makinelerimiz aritmetik konusunda bizden daha iyiler, ya da Google’ın hafızası bizden çok daha güçlü; fakat bizim gibi düşünmüyorlar. Bizim gibi gündelik kaygıları yok; sadece iyi oldukları konularda iyiler.

İkinci Endüstriyel Devrim

Kelly ikinci boyutu, yeni endüstriyel devrimi başlatacak olan teknolojinin yapay zekay olmasıyla açıklıyor. Bildiğimiz endüstriyel devrim tamamen insan ve hayvan gücüne üstün gelmesi için ürettiğimiz yapay güç; yani elektrik, buhar gücü ve fosil yakıtlara bağlıydı. İçinde yaşadığımız çağda ise elektrikle çalıştırdığımız her şeyi akıllılaştırarak bu devrimi gerçekleştireceğiz.

Üçüncü boyutun ise yapay zeka ile yapacağımız iş birliğiyle ilgili olduğunu açıklayan Kelly, robotların bizim hali hazırda yaptığımız pek çok işi üstleneceğini ve insanların da şu an yaptıkları işleri yeniden şekillendirmeleri gerektiğini söylüyor. Böylece, aslında yapay zeka düşünüldüğü gibi işlerimizi elimizden almayacak; aksine bizim üretken olmamızı gerektiren birçok işi devralarak bize yeni iş olanakları tanıyacak. Çünkü aslında üretkenlik, insanlar gibi bilim ve sanatla ilgilenmek isteyen bir türe göre değil; üretkenlik robotlara göre bir şey.

Üretken Olmayan İnsanlığın İlk Saatleri

Kelly bilim ve sanat gibi alanların aslında üretken olmadığını şöyle açıklıyor. “Bilim aslında kendisine içkin bir şekilde üretken değil; çünkü hata üzerine hata yaparak gelişen bir alan olarak zamanımızın çoğunu başarısız olacak deneylere harcıyoruz. İnsan ilişkileri de aynı şekilde.” Dolayısıyla aslında önemli olan bir yapay zekanın tek başına olan başarısı değil; insan ile beraber ortaya koyduğu işin başarısı.

Peki gelecekte ne olacak? Kelly’ye göre önümüzdeki 25 yıl içerisinde, şu an aslında internete bile sahip olmadığımızı anlayacağız. Yani şu anda yaşayan insanlık her şeyin en başında. Şu an internete sahip değiliz, yapay zekaya da sahip değiliz. 20 yıl sonra piyasada olacak en popüler yapay zeka ürünü daha icat edilmedi. Kelly’ye göre, teknoloji aslında insanlık tarihinde ilk saatlerini yaşıyor; ve bir şeyler icat etmek için aslında hiç de geç değil.

Cybermag

2017 Siber güvenlik’te altın çağ olacak

Türkiye’ nin jeopolitik konumu ve önemi sadece 783km2’ lik bir alan için söylenen kalıplaşmış bir ifadedir. Siber dünyada ise herhangi bir sınır yoktur ve düşmanın elindeki imkanları önceden görebilmeniz fiziksel hayattaki kadar kolay değildir. Kendi silahlarımızla bizleri hedef alanlardan tutun, doğuda kaçırılan askerler üzerinden korku salmaya çalışan terör örgütlerine kadar içten ve dıştan gelen bu saldırıların siber boyutu asla gözardı edilmemelidir. Teknolojinin ilerlemesi ile istihbarat biliminin (Bilim tanımını toplanan bilginin insan hayatına yönelik gerçekleri ortaya çıkaran bir aktivite olduğunu kabul edelim) daha önceden karşılaşmadığı hızda ve karmaşıklıkta bir mücadeleye girmesi de zorunlu olmuştur. Son dönemlerde gerçekleşen her olay, siber dünyada bir iz bırakmış ve her daim iz bırakmaya devam etmektedir. Bu nedenle siber güvenlik alanında, bahsettiğim bu izleri takip edebilecek, gerektiğinde engelleyecek ve erken uyarı verebilecek her türlü sistemin yerli olarak geliştirilmesi ve bu sistemlerin kontrol edilmesi bir problem olarak ortaya çıkmaktadır.

Problem olarak ifade ettiğim yerli güvenlik ürünü geliştirme ve işletme zorluğuna o kadar da karamsar bakmamak lazım. Problemin çözümü yerli siber güvenlik firmalarında ve insan kaynağında yatmaktadır. Bu konuda Türkiye’nin eksikliklerine ve sonrasında ise hem kurumların hemde bireylerin ülkesi için verdiği desteklere değineceğim.

Türkiye’de sızma testi gibi hizmetler ile firmaların içlerine girip güvenlik testi yapan yaklaşık 96 adet (Evet tahmininizden çok) irili ufaklı firma var. Firmaların büyüklüğü tek kişi olarak hizmet veren şahıs şirketlerinden 20-30 kişilik ekiplere kadar çıkabiliyor. Bu firmaların çoğu kamu dahil birçok kritik sektöre hizmet veriyor. Hizmeti alan kurumun alacağı hizmetin veya satılan ürünlerin ne amaca hizmet ettiğinden haberleri yokken, hizmet sağlayıcı firma hakkında bir araştırma yapmasını beklemek neredeyse imkansız. Bu konuda yapılması gereken başlıca adım bireysel ve firma bazında klerans sisteminin en erken zamanda uygulamaya geçmesidir. Kleransın da konu komşuya nasıl bilirsiniz diye sorarak değil, başlı başına her türlü siber ve sinyal istihbarat yöntemleri dahilinde çıkarılacak sonuca istinaden verilmesi gerekmektedir. Kurum için verilecek kleransın bir örneği İngiltere’de senelerdir uygulanmaktadır. İngiltere’de banka, kamu, enerji ve diğer kritik kurumlara hizmet verebilmek için GCHQ’dan CHECK kleransı almanız gerekmektedir. Bu bahsettiğim klerans sistemi uygulanana dek siber güvenlik hizmeti alırken, hizmet aldığınız firmayı referanslarından bağımsız onlarca farklı yere sorarak iş yapmanızı öneririm. Türkiye’de bu konuda TSE firma yeterliliği hakkında bazı çalışmalara birkaç sene önce başladı ancak bu maddede bahsettiğim klerans mevzusu ile yeterlilik konusunu karıştırmamak gerekiyor.

2- Entegratör Tehlikesi

Entegratörler bir firmanın ihtiyacı olan sistemi sağlayacak her türlü donanım, yazılım ve insan kaynağını bir araya getirerek müşterilere sağlayan firmalardır. Komisyon bazında satış yapan bu işletmeler çoğunlukla diğer ülkelerin istihbarat operasyonlarında maşa olarak kullanılmaktadırlar. Doğal olarak ülkeler, girmek istediği noktalara yönelik ürünlerinin komisyon oranlarını yüksek tutarak entegratörleri yemler. Entegratör kendi portfoyunda bir firmanın yurtdışında çıkan “bilgi kaçırıyor” haberlerini okuduğunda tek kaygısı mevcut sattığı kurum değil, önümüzdeki dönem bu haberin müşteriler tarafından duyulduğunda cirosuna yansıyacağı etkisidir. %1 kar marjı ile içeriğini bilmediği, kodunu analiz etmediği her türlü donanımı satan entegratörlerin her biri tek tek incelenerek satılan her siber güvenlik donanımının devlet tarafında envanteri tutulmalıdır. Burada yanlış algı oluşmasın. İşinde “nadir de olsa” fazlasıyla sorumlu davranan entegratörlerden bahsetmiyorum. Yerli ürünler geliştirildikçe, hangi kurumun neye ihtiyacı var ise envanterden çıkarılarak geliştirilen ürün ile yabancı ürün değiştirilmeli, kullanılacak her yabancı menşeili ürünün kaynak kodları istenildiği zaman kontrol edilebilir olmalıdır. Bu şartları sağlamayan yabancı ürünleri ülkeye sokmamak gerekmektedir. Bu kadar ufak bir pazarda neden bu kadar çok siber güvenlik ürününün olduğunu ve rekabet edildiğini de büyük resme bakarak görmek gerekiyor. Portfoyunda yalnızca belirli 1-2 ülkenin ürünlerini getiren her türlü entegratöre karşı şüphe ile bakmak gerekiyor.

3- Desteklenmeyen yerli değerler

Türkiye’de internet kullanımı dünyanın birçok ülkesinden daha fazla. Herkesin kolayca internete erişebildiği ve genç nüfusun bu denli fazla olduğu bir ülkede de siber teknolojilere yatkın, ilgili ve becerili birçok değer de ortaya çıkıyor. Ancak bu değerlerin bir şekilde desteklenmesi gerekiyor. Özellikle bizler her daim Türkiye’nin birçok ilinden “Şimdi ne yapacağım”, “Nasıl ilerlemem gerekiyor” içerikli e-postalar alıyoruz. Türkiye’nin ilk ulusal siber güvenlik yarışmasını düzenleyen firmamız şu anda yaklaşık 4,000 üzerinde siber güvenlik alanına ilgi duyan genç ile iletişim halinde. Bu değerleri ortaya çıkartmak ve desteklemek bizlerin olduğu kadar hepimizin görevidir. Türkiye’de bu düşünce ile yola çıkan ve her türlü desteği hak eden bazı girişimleri size aktaracağım ve siz değerli okuyucular, bu insiyatifleri okumak ve desteklemek zorundasınız. Eksik veya unuttuğum girişimler var ise yazıyı güncellemem için bana mesaj atabilirler.

I- CyberStruggle

Yurtdışında kalifiye personel geliştirilmesinde yöntem olarak kullanılan Multi-Disciplinary eğitim anlayışını siber güvenlik ile sentezleyen Cyber Struggle, öğrencilerden alınan getirinin üzerine organizatörün de maddi katkısı ile yürüyen ve kar amacı gütmeyen bir proje. Bu projeyi yurtdışında yapmaya çalışsa önüne servet dökülecek ekip Türkiye’de uzun bir süredir siber güvenlikçi yetiştirmek üzere yatırım yapıyor. Eğitim işi sevgi ve bağlılık işidir. Bu nedenle başta projenin yürütücüsü Kubilay Onur Güngör ve tüm ekibini tebrik eder, kendilerine yöneltilecek desteğin hepimizin borcu olduğunu bilmenizi isterim. Sitede yorumlardan eğitim hakkındaki görüşlere ve eğitim videolarına ulaşabilirsiniz. İleride PRODAFT olarak testimonial koyarlar mı bilmiyorum ama buradan ben bir testimonial bırakayım, belki eklenir.

II- GAIS

2012 senesinde bizlerin denediği ancak ülkemizin siber güvenlik farkındalığının düşük olması ve yeterince destek bulamamamız nedeni ile sonlandırmak zorunda kaldığımız “Hack For Gold” projesinin aynı döneminde çıkmış ve kendi imkanları ile halen ayakta duran GAIS (Güvenlik Açığı İstihbarat Servisi) projesi 2013 senesinden beri gönüllü olarak kamu ve özel sektöre güvenlik açığı bildirmektedir.

III- CanYouPwn.me

Gönüllü öğrencilerin kurduğu ve öğrencilerin siber güvenlik alanında pratik yapmasına imkan sağlayacak, kar amacı gütmeyen bir oluşum. Eğitim amaçlı hazırlanan materyallere kolayca erişerek ülkemizdeki değerleri eğitmeyi hedefleyen emek harcanmış bir proje.

IV- Cezeri Siber Güvenlik Akademisi

Bizlerin de aktif olarak destek verdiği, siber güvenliğin farklı alanlarındaki çalışma grupları ile üniversiteler başta olmak üzere birçok kuruma gönüllü eğitim ve siber güvenlik desteği vermek üzere ortaya çıkmış bir oluşum. Özellikle üniversitedeki organizasyonları halen kıtalar arası IEEE gibi kurumlar destekliyor iken bu desteği yerelleştirecek CSGA oluşumuna sahip çıkmak gerekiyor.

V- Üniversite İnsiyatifleri

Araştırma olmadan geliştirme olmaz. Bu nedenle siber güvenlik alanında üniversitelerin de ülkemizdeki milli siber güvenlik değişimine önemi tartışılmaz bir gerçektir. Bu anlayış içerisinde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde kurulan “SDÜ CyberLab” ve Boğaziçinde kurulan “Yönetim Bilişim Sistemleri Siber Güvenlik Çalışmaları Merkezi” bu amaçla kurulan insiyatiflerin başlıca örnekleri arasında. Özellikle siber güvenlik alanında birçok üniversitede özel bölüm olmaması nedeni ile gençlerin bu oluşumlara başvurarak kendilerini deneyimli eğitmenler eşliğinde geliştirmesi çok önemli. Üniversitelerin kurduğu bu insiyatiflere de siber güvenlik firmaları da gönüllü olarak destek vermeye başlamış bulunuyor. Özellikle BTRisk’in Boğaziçi üniversitesi ile düzenleyeceği siber kamp öğrenciler için eşsiz bir fırsat.

VI- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu

Ülkemizde “Herşeyi de devletten beklemeyin” diye klişeleşmiş bir laf vardır. TIB’in kapanması ve ülkemizin geçtiği bu zorlu dönemlerde üzerine büyük sorumluluk alan BTK da siber güvenlik alanında çalışmak isteyen kişilere kucak açarak yeni bir insiyatif başlatmış durumda. Senelerdir yalnızca medyada duyulan siber güvenlik ordusu kuruluyor asparagas haberleri geride bırakarak güzel bir açıklama ile “7/24 çalışacak siber güvenlikçi arıyoruz” şeklinde düzgün ve gerçekçi bir yaklaşımla yola çıkan BTK’ya destek vermek te hepimizin görevi. Ne demişler, herşeyi de devletten beklemeyin.

4- Kolaborasyon ve kordinasyon

Sektöre yönelik tehditleri takip edip, kurumlar arası siber tehdit paylaşımına olanak sağlayacak platformların da önemi gittikçe artıyor. 2012 senesinde dünyada bir ilk olarak çıkardığımız Ulusal Siber Tehdit Ağı altyapısını Belçika’da Siber İstihbarat konferansında sunarak yurtdışında ilgileri üzerimize topladık. Şu an U.S.T.A. platformunu Türkiye’de 14 banka dahil birçok kritik kurum kullanıyor. Bu tarz projelerin tüm kritik altyapılar arasında kordinasyonu ve kolaborasyonu desteklemek adına kullanılmasının siber güvenliği tam anlamı ile sağlamanın tek yolu olduğu senelerdir uluslararası konferanslarda dile getiriliyor.

Ulusal Siber Tehdit Ağı

USTA (Ulusal Siber Tehdit Ağı) geliştirilmeye 2012 yılında başlanmış olan, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’ nın iştiraki olan Teknopark İstanbul’un onayladığı Ar-Ge projesidir. Bu proje kapsamında siber suçluların faaliyet gösterdiği araçlar, teknikler ve prosedürler tespit edilerek, elde edilen istihbarat ilgili kuruma platform üzerinden gönderilir. Dünyanın sayılı Türkiye’ nin ise ilk ve tek siber istihbarat platformu olan USTA, uluslararasında bir çok başarıya imza atmış ve 2015 senesinde “Yılın En İyi Güvenlik Ürünü” ödülünü almaya hak kazanmıştır.

Cybermag

Küçük İşletmeler, Dikkatsiz Çalışanların Sebep Olduğu Siber Tehditleri Hafife Alıyor

Çalışan sayısı 50’ yi geçmeyen küçük işletmeler, personel davranışlarının siber güvenlik açıklarına sebep olma ihtimalinden büyük şirketlere kıyasla çok daha az endişe duyuyor. Kaspersky Lab 2016 BT Güvenliği Risk Raporu’na göre, küçük işletmelerin sadece %36’sı personel dikkatsizliği konusunda endişe ederken, orta ve büyük ölçekli işletmelerin yarısından fazlası bunu büyük bir sorun olarak görüyor.

Bilgisiz veya dikkatsiz personel tarafından BT kaynaklarının uygunsuz kullanımı, her büyüklükte şirketi siber tehditler karşısında tehlikeye atıp zarara yol açabiliyor. Yapılan araştırmaya göre, çalışanların eylemleri, dünya genelindeki şirketleri savunmasız hissettiren en büyük üç güvenlik zorluğu arasında yer alıyor. 2016’da siber güvenlik sorunları yaşayan işletmelerin yarısından fazlası (% 61), dikkatsiz ve bilgisiz çalışan davranışlarının bu duruma etkisi olduğunu itiraf ediyor. Türkiye’de ise bu oran %67.

Büyük şirketler gibi küçük ve orta ölçekli işletmeler de sürekli gelişmekte olan bir BT altyapısını yönetme zorluğuyla karşı karşıya olmakla birlikte, çalışanların kişisel cihazlarını iş için kullanmasına da izin verme, hatta tercih etme eğiliminde oluyor. Şirketlerin %74’ü iş için kullanılan akıllı telefon miktarının son üç yılda arttığını ve %71’i bu durumun tabletler için de geçerli olduğunu doğruluyor. Türkiye’de bu oran kendini %90 akıllı telefon kullanımı, %83 tablet kullanımı olarak gösteriyor. İş hayatının bu yeni gerçekliği, en küçük işletmelerde bile olsa yöneticileri BT güvenliği ve çalışanların potansiyel olarak tehlike arz eden davranışlarının kontrolü konusunda daha dikkatli olmaya itiyor.

Kaspersky Lab Türkiye Genel Müdürü Sertan Selçuk, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada “BT personeli bulundurmayan küçük işletmelerde, personel siber güvenliği sıklıkla kendisi sağlamaya çalışıyor. Örneğin sınırlı işlevsellik gösteren, ücretsiz anti-zararlı-yazılım çözümleri yüklüyorlar. Bu durum, bir şirket için büyük riskler oluşturur çünkü tek bir çalışanın dikkatsizliği kurum dahilindeki tüm verileri kolayca etkileyerek, çok hızlı bir şekilde zaman, veri ve para kaybına sebep olabilir. Bu tür işletmeler, küçük ve orta ölçekli işletmeler için özel olarak tasarlanmış olan ve düşük becerilere sahip bir BT yöneticisinin bile rahatlıkla kullanıp gerekli korumayı sağlayabileceği çözümleri tercih etmelidir. ” diyor.

Cybermag

Türkiye’ de En Çok Karşılaşılan Beş Siber Saldırı Çeşidi

trend-micro-logo-180414

Siber Saldırılar Son Dönemde Herkesin Gündeminde Yer Alıyor. İnternet Ve Veri Güvenliğinde Küresel Çözüm Sağlayıcı Trend Mıcro, Türkiye’ De En Çok Görülen Siber Saldırı Çeşitlerini Açıklıyor.

 

Siber saldırganların durmaksızın sürdürdüğü saldırılar, kimi zaman kullanıcıları kimi zaman da şirketler ve devlet kurumlarını hedef alıyor. Türkiye ise her zaman en çok saldırı alan ülkelerin arasında yer alıyor. İnternet ve veri güvenliğinde küresel çözüm sağlayıcı Trend Micro’ nun yayınladığı güvenlik raporlarına göre ise Türkiye en çok siber saldırıya uğrayan ülkeler arasında son yıllarda hep ilk beş arasında yer alıyor. Peki, Türkiye en çok hangi siber saldırı çeşitlerine maruz kalıyor? Trend Micro, Türkiye’ nin en fazla maruz kaldığı siber saldırı çeşitlerini açıklıyor.

 

FİDYE YAZILIMLARI

Fidye yazılımlarını; kullanıcıların dosyalarını ve cihazlarını şifreleyip, tekrar ulaşılabilmesi için  kişileri ücret ödemeye zorlayan bir zararlı yazılım şeklinde tanımlayabiliriz. Cryptolocker ise Türkiye’de en çok görülen fidye yazılımı çeşitlerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle sahte e-postalarla kullanıcılara yollanan sahte faturalara saklanıyorlar. Cryptolocker kişilerin ya da kurumların verilerini ve cihazlarını şifreleyerek erişilemez hale getiriyor. Kullanıcılar ise karşılaştıkları kilit ekranında yönlendirildikleri noktalara ödeme yapmak zorunda bırakılıyor. Trend Micro’nun araştırma birimi TrendLabs’ın verilerine göre 2015 yılının ikinci yarısında 4 milyondan fazla fidye yazılımı çeşidi gözlemlendi. 2016’da ise fidye yazılımlarının artarak devam edeceği öngörülüyor.

OLTA SALDIRILARI

Phishing, yani olta saldırısı olarak da adlandıran bu siber saldırılar tamamen karşıdaki kişiyi aldatma esasına dayanan bir yöntem. Bu saldırının amacı ise hedefteki kişinin şifrelerini ve kullanıcı hesaplarını ele geçirmek. Siber saldırganlar bir kurumdan yollanmış gibi hazırladıkları e-postalarla,  kullanıcıları bu kurumların adını kullanarak hazırladıkları sahte sitelere yönlendiriyorlar. Bu siteler genellikle orijinal site ile çok benzer bir kullanıcı ara yüzü kullanıyorlar.Bundan dolayı kullanıcılar aradaki farkı anlayamıyorlar ve kendi hesaplarına eriştiklerini zannediyorlar. Kullanıcı adı ve şifresi kısmına bilgilerini girdiklerinde ise bu bilgiler bilgisayar korsanları tarafından çalınıyor. Bu yöntem Türkiye’de özellikle kullanıcıların banka hesapları ya da sosyal medya profillerini ele geçirmek için  kullanılıyor.

 

KREDİ KARTI DOLANDIRICILIKLARI

Siber suçlular kullanıcılara özellikle herkesin ilgi gösterdiği ürünler için çeşitli kampanya, fırsat  ve indirimler içeren sahte sipariş sayfalarını içeren e-postalar yolluyorlar. Bu e-postalar özellikle  Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü ve Yıl Başı gibi birçok kişinin birbirine özellikle online alışveriş yaparak hediye aldığı dönemlerde oldukça yoğunlaşıyor. Bu e-postalardaki bağlantılara tıklayıp sahte sipariş sayfalarından alışverişini yapan kişilerin kredi kartı bilgileri bilgisayar korsanları tarafından çalınıyor.

 

DDOS SALDIRILARI

Özellikle son dönemde Türkiye’nin gündemini meşgul eden yoğun bir saldırı dalgasında kullanılan DDoS yöntemi aslında basit bir siber saldırı biçimi. DDoS (Distributed Denial of Service Attack) saldırıları genellikle bant genişliğini istilaya uğratarak sistemleri ve sunucuları hizmet veremez hale getiren bir saldırı çeşididir. Yani ağ üzerinde çok yoğun bir trafik yaratarak sistemleri kilitler.

 

MOBİL TEHDİTLER

 

Mobil cihazların artışıyla iletişim, dolayısıyla veri miktarı sürekli artıyor. Bundan dolayı mobil     tehditler giderek daha tehlikeli hale geliyor. Özellikle Android platformundaki güvenlik problemlerinden dolayı birçok zararlı yazılım mobil cihazlara indiriliyor. Akıllı telefon kullanımının oldukça yaygın  olduğu ülkemizde 2015’in üçüncü çeyreğinde kullanıcılar zararlı ve yüksek tehlike içeren mobil uygulamaları tam 160 bin 717 kez telefonlarına indirdi. TrendLabs tarafından kullanıcıların indirdikleri bu uygulamaların içinde 2 bin 681 adet virüs keşfedildi. Trend Micro’ nun verilerine göre  2016 yılında mobil zararlı yazılımların sayısının 20 milyona çıkacağı öngörülüyor.

Cybermag